TÜSİAD’dan ‘Sürdürülebilir Turizm’ Raporu Sürdürülebilirlik tüm sektörce benimsenmeli

TÜSİAD, “Sürdürülebilir Turizm” başlıklı raporunu kamuoyuna sundu. Raporda turizm sektöründe küresel bağlamda giderek önem kazanan sürdürülebilirlik temasının Türkiye’deki yansımaları irdelendi. Raporun tanıtıldığı seminerin açılış konuşmaları TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından gerçekleşti.

TÜSİAD’ın 2011-2012 yılı çalışma programı kapsamında geleceğe dönük sürdürülebilirlik temelli politikaların oluşturulmasına katkıda bulunmayı hedefleyen “Sürdürülebilir Turizm” başlıklı rapor, TÜSİAD Sektörel Politikalar Bölümü tarafından TÜSİAD Turizm Çalışma Grubu’nun koordinasyonunda hazırlandı.



BM’DEN SEKTÖRE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇAÐRISI

TÜSİAD’ın sürdürülebilir kalkınma anlayışını temel politika olarak belirlediği kaydedilen raporda, turizm sektörünün 2012 yılında küresel GSH’ya doğrudan katkısının 2 trilyon dolar ve istihdama katkısının ise 100 milyon iş olduğu belirtildi. Turizmin yüksek hızda gelişiminin bir takım çevresel sonuçlarının da bulunduğu belirtilen raporda, “Örneğin dünya ölçeğinde turizmin sera gazı salımlarının yaklaşık yüzde 5’ini oluşturduğu, olağan seyirde bu oranın 2035’e kadar yüzde 130 civarında artacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca önümüzdeki yirmi yıl içerisinde iklim koşullarında yaşanması beklenen değişikliklerin turizmin seyrini daha da değiştireceği düşünülmektedir. Bu doğrultuda, turizmin çevresel etkilerini asgariye indirmek, doğal kaynakların verimli kullanımını teşvik etmek ve turizm destinasyonları ve şirketlerinin sosyal ve ekonomik sürdürülebilirliklerini sağlamak için Birleşmiş Milletler, sektörü ‘sürdürülebilir turizm’ uygulamalarını benimsemeye çağırmış ve bu çağrı sektör tarafından olumlu karşılanmıştır” denildi.



AKDENİZ HAVZASI İÇİN UYARI

Sürdürülebilir turizm anlayışının sürdürülebilir kalkınma stratejisinden bağımsız düşünülemeyeceği aktarılan raporda, sürdürülebilirlik anlayışının turizm sektörü tarafından tüm bileşenleriyle benimsenmesi gerektiği vurgulanıyor. Aksi takdirde hızlı nüfus artışı ve tükenen doğal kaynaklar neticesinde turizmin orta ve uzun vadede en çok etkilenebilecek sektörlerinden biri olacağı kaydediliyor. “Halihazırda birçok yöre doğal olma özelliğini kaybederken, Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz havzası da bu bölgelerin arasında telaffuz edilmektedir. Dünya turist gelişlerinin yaklaşık üçte birini, dünya turizm gelirleri ile yatak kapasitesinin ise yaklaşık dörtte birini elinde bulunduran Akdeniz çanağının olağan seyirde önümüzdeki yüzyıl sonunda tamamen kirlenmesi beklenmektedir” denilen raporda, bölge ülkelerinin sürdürülebilirlik anlayışını hayata geçirmekte de zorlandığı ifade ediliyor.



HÜKÜMETLER ÖNCÜ OLMALI

“Sürdürülebilir Turizm” raporu bu aşamada sürdürülebilir uygulamaların yol açtığı ek maliyet sebebiyle hükümetlerin öncü bir rol oynamasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Çünkü turizm sektörünün bölünmüş yapısı, KOBİ’lerin finansman ve koordinasyon ihtiyacı, kamunun yönettiği politika alanları ile sürdürülebilirliğin doğrudan ilişkisi (hava, su, diğer kaynaklar ve kültürel miras) ve hükümetin tasarrufunda çeşitli destek araçlarının bulunması hükümetlere sürdürülebilir turizmin uygulama aşamasında büyük bir sorumluluk yüklüyor. Rapora göre, KOBİ’ler başta olmak üzere sürdürülebilir turizm uygulamalarını hayata geçirmek isteyen turizm işletmeleri devletin özel teşviklerinden istifade edebilmeli.



UZUN VADELİ POLİTİK BAÐLILIK VURGUSU

Raporda rakip ülkelerdeki sürdürülebilirlik uygulamalarının da incelendiği belirtilerek, “İncelemeler sonucunda sürdürülebilirliğin uzun vadeli bir politik bağlılığa ihtiyaç duyduğu saptanmış, uzun vadeli çalışmaların yürütülebilmesi için esnek finansman olanaklarının bulunması gerektiği belirtilmiştir” denildi.



MEVSİMSELLİK ÖNEMLİ BİR SORUN

Raporda 2013 yılı sonrası yeniden oluşturulacak eylem planlarında sürdürülebilirliğin öncelikli olarak benimsenmesi halinde hem eylem planları ile strateji belgesi arasındaki uyumun sağlanacağı, hem de turizm sektörünün amaçlanan niteliksel dönüşümü gerçekleştirebileceği savunuluyor.

Rapora göre, Türkiye turizminin en büyük sorunlarından bir tanesi yapısal bir problem olarak öne çıkan mevsimsellik. Mevsimsellik, yılın belli dönemlerinde yerel kaynaklar üzerinde oluşturduğu çevresel baskının yanı sıra sürekli ve eğitimli bir işgücünün oluşmasına da engel oluyor.

Raporun sonuç bölümünde;

-2023 Turizm stratejisinde vurgu yapılan, farklı paydaşları bir araya getirecek ulusal-böllgesel turizm konseylerinin bir an evvel oluşturulması ve faaliyete geçmesi hususu eşgüdümlü ve verimli bir turizm planlaması,

-Yerel ve özel sektör temsilcilerinin ortak hareket edeceği ve bölgesel markalaşma ve altyapı düzenleme faaliyetlerini ülkemizde yürüten altyapı birliklerinin tüm turizm bölgelerinde kurulması,

-Elektrik üretimi ve arıtma konusunda maliyetli yeni teknoloji transferleri çeşitli araçlar ile desteklenmesi,

-Turizm sektöründe istihdam politikalarının iyileştirilerek başta kayıtdışılık olmak üzere mevsimsellikten etkilenen bölgelerde tüm sene boyunca çalışan istihdamını devam ettiren ve belli bir kotanın altına düşmeyen işletmeleri özendirmek amacıyla bu işletmelerin stratejik yatırımlara sunulan ayrıcalıklardan faydalanması,

-Finansman kuruluşlarının kredi verir verirken sürdürülebilirlik kriterini gözönünde bulundurması ve sürdürülebilirlik kriterlerine uygun yatırımlara düşük kredi faizi ve uzun vadeli krediler verilmesi,

-Alt yapı hizmet birliklerinin sayısının artırılarak sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda faaliyet göstermesi,

-Turizm ve otel işletmeciliği bölümlerindeki müfredatın yenilenerek sürdürülebilirlik odaklı derslerin ve eğitimin verilmesi konuları ön plana çıkıyor.